Bir süredir yolculuğa hazırlanmanın telaşı ve veda seremonileri yüzünden yazamıyorum. O yüzden bugünkü yazı biraz uzun olacağa benziyor, af buyurun.
Cuma günü öğlen vakitlerinde bildiğiniz üzere birçok arkadaş buluştuk. Herkesin gitme vakti yaklaştığında tam bir veda niteliğinde oldu bu buluşma. Yağmurun altında batak oynadık (buradan baldızlara, fatihe ve nihata selam yolluyorum) , muhabbet ettik. Akşamında ise fen lisesi olarak jungle'a gittik, karaoke yaptık, uzun zamandır eğlenmediğimiz kadar eğlendik. Amakonsept gereği Antalya günlerine pek değinmiyorum.
Cumartesi günü öğlen tüm aileye de veda edip son eksiklerimi tamamlayarak İstanbula, babamın yanına geldim. 1 gün de onunla beraber geçirdim, sonunda beni havaalanına bıraktı. Artık yalnızdım. İlk defa Duty Free'den bir şey almadan Frankfurt uçağına bindim. Uçak daha kalkmadan uyuyan beni, uçak indikten sonra hostes uyandırdı. Alelacele indim Los Angeles uçağını kaçırmamak için ama indikten 15 dk sonra kapının önünde bekliyordum. Ben de aradaki vakti Frankfurt Havaalanı Casinosunda geçirdim. 5 Euro kazanabildim sadece ama en azından oyalanmıştım.

Tam uçağa binecekken ilginç birşey oldu. Kısa boylu kel bir adam yanıma gelip ''UCLA'da mı okuyorsun?'' dedi (T-Shirtimdeki koskoca UCLA yazısından tahmin ettiğini varsayıyorum) .Evet diyince adam anlatmaya başladı, meğerse adam okulda Tarih Profesörüymüş. Neredeyse 2 saat uçakta muhabbet ettik, sonunda da bir türk edasıyla ''Bir problemin olursa çekinmeden arıyosun bak'' dedi ve kartını verdi. İnince gitmeden ayarladığım taksi tarzı ulaşım aracı 1 saat gelmeyince ofislerine gidip zenci bir kadınla tartıştım, paramı geri isteyince kocası olduğunu sandığım devasa bir adamı çağırdı. Ben de merkezlerine telefon ettim, paramı geri aldım, kadın da özür diledi sonra. Profesörümüz Thomas Hines tam o anda hızır gibi imdadıma yetişti ve beraber okula giden bir servise bindik.
İndikten sonra su almak için bir markete girdim, ermeni satıcı bana türk olduğumu söyleyince soykırım var mı yok mu diye sordu. Daha ben cevap veremeden, hangi milletten olduğu fark etmez, soykırım yoktur diyen düşmanımdır! diyince ben de ben geçmişle ilgilenmiyorum tarzı kıvırttım, adam yarın için muhabbete çağırdı beni, bakalım anlaşabilecek miyiz. Uzun bir yolculuk sonunda misafirhaneye yerleştim, resepsiyondaki kadın beni nisan ayındaki konaklamamdan hatırladı. Dinlenme zamanı geldi benim için, tekrar yazıcam, bizden ayrılmayın!
0 yorum:
Yorum Gönder